İDEOLOJİLER VE SİNEMA

Geçmişte çeşitli vesilelerle, kimini tvlerde kimini internette seyrettiğim bazı filmler, ve ideolojilerin sinemadaki etkileri ve karşıt taraflardan resmedilişi üzerine konuşmak istiyorum. Klasiklerden çok sayıda filmi seyrettim geçmişte. Burada sadece üç beş tanesini ele alacak ve meramımı anlatmaya çalışacağım.

KATİN KATLİAMI.. Yanlış hatırlamıyorsam bu film esasen Faşistler’in de Komünistler’in de aynı derecede sadist olduğunu resmeden bir film.. Ve sürekli Naziler’i şeytanlaştırıp Sovyetler hakkında ise bazen nötr bazen pozitif tavır alan klasik ikinci dünya savaşı filmlerinden farklı bir film.. Polonya’daki Sovyet katliamlarını anlatıyor.

PİYANİST ve SCHİNDLERİN LİSTESİ..
Bildiğimiz gibi, dünyada film sektörü en çok ‘Feminizm’e ve ‘Holokost’ ajitasyonlarına hizmet etmiştir.. (Bizde Yeşilçam sinemasında da sürekli Feminist mesajlar verilmiştir). Siyonist Yahudiler, o, filmlerde anlata anlata bitiremedikleri Nazi zulmünün aynısını Filistinliler’e yaptı defalarca, ve yapmaya devam ediyor. Ayrıca Komünist Rusya aynı soykırım ve katliamları Ahıska, Kafkasya, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’da yaptı. Komünist Çin kadimden beri ve an itibarıyla Doğu Türkistan’da bir soykırım yapıyor. Amerika aynı zulümleri Afganistan ve Irak’ta ve daha bir çok yerde yaptı. Sömürgeci Avrupa aynı zulümleri bir çok islam ülkesinde ve diğer ülkelerde yaptı. Rafizi İran aynı zulümleri yakın tarihte Suriye ve Irak’ta yaptı ve hâlâ daha devam ediyor. Olur da bu filmleri seyreden olursa, seyrederken öncelikle bunları düşünsün.. Ve elbette Naziler’e de lanet olsun.

JAPONU YENEN ÇİNLİ esir veya köylü sahneli filmler.. Ipman serisi ve benzer dövüş ve savaş filmleri gibi.. Hepsi kafir olmakla birlikte.. Görmek gerekir ki burada bir propaganda savaşı var. Filmlerde hep Türkistan ve Tibet işgalcisi Çinliler racon sahibi, bilge ve iyi dövüşcü, Japonlar hep kancık, vahşi, istilacı ve salaktır.. Naziler sadist hayvan ama Sovyetler ve Müttefikler insanlığın kurtarıcısıdır.. Katin, Tranzit, İnto The White gibi istisnai filmlerde gördüğümüz gibi, yarım yamalak da olsa gerçekleri yansıtan bir iki film hariç bu hep böyledir.. Yersen tabi.. Aynı durum Çin-Japon rekabetinde de geçerli. Filmlerde genellikle Japonlar’ın hiç birisinin hiç bir şekilde insani bir yönü yok iken, Çin’liler savaşçı ve bilgedir.. Sumatra ve Moro işgalcisi Japonya’yı seviyor değilim. Fakat dikkat edin filmler taraflı hep. Japonya’nın Mançurya’da işgalci olduğu tarihte Çin de Türkistan’da aynı konumda idi meselâ..

BEYAZLAR İÇİNDE.. Bazı çirkin sahneleri olan bu filmde de esasen Sömürgeci İngiltere’nin ve Faşist Naziler’in ziyan ettiği genç hayatları dramatik bir şekilde sergilemişler. Bu noktada bazı hakikat payları olan bir film. Normal zamanda birbirlerini tanısa çok iyi arkadaş olabilecek gençlerin kâfir zalim ideolojiler ve politik hırslar uğruna nasıl birbirine kırdırıldığını iyi resmeden bir film. Bizdeki çeşitli batıl kamplaşmaları da, en basitinden sol sağ çatışmalarını vs de hatırlatmadı değil..

KAMP.. Bu gibi, Sovyet Komünistlerin de Faşist Nazilerin de aynı necasetin farklı tonları olduğunu resmeden filmler de yok değil. Fakat bazı pislik sahneler sebebiyle bunu da tavsiye edemiyorum. Keşke sansürlenerek düzenlenseler. Komünizm’de insanın devletin köpeği kadar bile değerinin olmadığını, her şeyin ilah edinilen parti-rejim için olduğunu vs.. Çok ustaca resmeden filmler..

YAĞMURU BEKLERKEN. Bu da. Bir iki sansür gereken yeri olmasa. Sosyalist ve Komünist diktatörlükleri muazzam resmeden bir film.. Her şey parti için mesajını insanın iliklerine kadar zerk etmeye çalışan, ve herkesi fabrikasyon şişeler gibi tek tip yapma çabasındaki komünist rejimleri bilmeyenleri düşündürtecek türden bir film.. Güya ‘Özgürlük için’ yola çıkılarak yapılan Sosyalist veya Komünist devrimlerin, insanları dinden, ahlaktan, örften, ve nihayet özgürlükten de özgürleştirip(?) Kızıl Rejim ve Diktatörlere esir parya yaptığı hakikatini bir kez daha hatırlatan bir film..

OLİMPO GARAJI. Arjantin’de Diktatör Faşist bir rejimin işkence ve infazlarını resmeden bir film. Fakat maalesef çirkin sahnelerle de dolu. Bizim yakın tarihimizdeki bir kısım ırkçı mafyaları ve tetikçileri, ve emir kuluyuz diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışan bir kısım işkenceci kefereleri çağrıştırmıyor değil.. Hani şu haşa neuzubillah ‘Burada Allah yoktur, Peygamber de izne ayrılmıştır’ diyen kasaplar..

LENİNGRAD KUŞATMASI ve STALİNGRAD.. Gibi; adeta biri Faşist cepheden ve öbürü Komünist cepheden bakışla savaşı taraflı ve farklı olarak ortaya koyan filmler de var.. Mukayeseli incelenmeli.. Dedigim gibi; hepsi kafir hepsi zalim ve hepsi aynı.. Fakat sinemada her ne hikmetse Leningrad Kuşatması tarzı filmler daha çoktur..

ÖZGÜRLÜK YOLU. Asya’ya kara bir duman gibi çökmüş çöreklenmiş Kızıl Rusya ve Kızıl Çin’in zulüm ve insanlık için nasıl bir tehlike arzettiğini güzel resmetmiş bir kaçış ve hayatta kalma öyküsünü anlatan bir film. Bazı çirkin sahneleri dışında Kızıl seytanları tasvir hususunda gerçekçi ve başarılı bir film. Ve elbette ki Avrupa reklamı da var..

LIBERTARIAS veya APRİL CAPTAINS gibi filmler de ideolojik devrimlerin ve darbelerin çıkmazını resmeden filmler. Fakat bir sürü malum çirkin sahneleri var. Sansürlense bile yine de seyredilebilir denemeyecek kadar çirkin sahnelerle dolu olan filmlerden bunlar maalesef. Ama bir tane doğru yerleri varsa, o da; ideolojik devrimlerin ve darbelerin sadece yıkıcı olup yapıcı olamadığı, bir adil nizam inşa edemediğidir.. Bir küfrün zulmün devrilip başka bir küfrün zulmün hakim olduğu hakikati bütün ideolojik devrim ve darbeler için geçerlidir.. Faşist birileri dini, ahlakı ve örfü istismar ediyor diye, devletlere iktidarlara köle sağlayan bir kısım kukla din adamları dururken faturayı dindarların her birine ve komple dinin, ahlakın ve örfün kendisine kesen komünistlerin çıkmazlarına da mercek tutmuş aslında. Libertarias’da en önemli ve çoğunun dikkatinden kaçan sahne; devrimcilerin güçlenip yayılmasıyla birlikte ortaya çıkan tartışma ve farklılıklar. Bir gün bir örgüt sorumlusu üyelere askeri uniforma ve hiyerarşi gerektiğini söyler ve bir gerilla “biz buna karşı isyan ettik zaten” kaabilinden itiraz eder.. ideolojik devrimlerin çıkmazları..

STALAG 17, SAVAŞIN SONU, SAVAŞ VADİSİ, COLDITZ, ER RYAN, KWAİ KÖPRÜSÜ, SAVAŞIN ÇİÇEKLERİ vs gibi; Faşist cephenin Naziler ve Japonya’nın zulümlerini anlatırken Sömürgeci Amerika ve Avrupa’yı müttefikleri mazlum ve mazlumların ümidi ve iyilik perisi gibi gösteren filmler de çok..

…….

Doğunun ve batının küffarı kendi kanlı tarihini binbir çeşit filmle pazarlarken bizim şanlı tarihimiz ise unutturulmaya veya karalanmaya çalışılıyor. Hem dahilde hem de hariçte.. Ümmetin başında bir Halife ve İslam devletleri olmadığı için bu propaganda savaşında çok geri kaldık..

Asrı Saadet ve sonra da bilâteşbih Emevi Abbasi Osmanlı idaresinde 1300 sene yeryüzünde İslam Devleti hakim idi. “Öteki”ne de “Zimmet Akdi” ve “Eman”la hayat hakkı ve belli bazı yaşam standartları sağlayan, emân veren, zimmet akdi yapan ve ona riayet eden tek ve tecrübe edilmiş düzen Islam hukumetidir. Yahudi, Gregoryan Ermeni, Rum Ortadoks, Süryani vs bin bir çeşit kavim zulüm ve soykırım görmeden bu güne gelebilmiştir.. Hatta dindaş ve soydaşlarından zulüm görüp İslam devleti topraklarında insanca yaşayan Amişler, Malakanlar, Polonezköylüler vs sayısız örnek vardır İslam adaletine. Avrupa içlerinde çeşitli bölgelerde hâlâ Türk köyü diye maruf köyler ve her sene sarıklı kaftanlı kıyafetlerle yapılan tarihi Türk Festivalleri vardır.. Almanya’daki Turkheim, Ipthausen köyleri veya asırlarca Türk(Hilafet) bayragı ile düşmanı def eden Mullheim kasabası, Belçika’daki Faymonville veya Italya’daki Moena köyünün hikayesini çoğumuz biliriz. Katolik kulahındansa Müslüman sarığını tercih ederim diyen Roma lideri Notaras idi. Daha bir çok örnek verebilirim fakat zemini ve zamanı olmadığı için uzatmıyorum.

Oysa Haçlı Sömürgeci Avrupa’nın, Pagan Mogolların, Ateist Kızıl Çin’in, Ateist Sovyet Rusya’nın, Haçlı Kapitalist Amerika’nın, Hindu Budist Hindistan’ın ve sair din ve ideoloji mensuplarının marifetleri ise ortadadır!

Müslümanların sabit, degişmez ve ilahi olan, tabiri caizse anayasa töre racon nomos yani ‘Şeriat’ları vardır.

Diğerlerinin ahlak ve hukuk kaideleri ise ne sabittir ne de ilahidir. Sözgelimi Demokrasi’ye göre referandumda halkın veya meclislerde mebusların “çoğunluğu” misal bir kısım cinsel sapıklıklar sapkınlık ve suç olarak sayılmaktan çıkartılsın dese, o sapıklıklar meşru olarak görülür artık?! Hakeza diğer meseleler. Kime göre neye göre? İyi veya kötü, güzel veya çirkin, suçlu veya suçsuz, yasal veya yasak, patolojik veya sağlıklı, normal veya anormal. . Kime göre neye göre? Suali karşısında bütün bu küfür din ve ideolojileri hep “Batıl” ve “Beşer” ürünü izafi ve değişken cevaplar ile apışıp kalmaktadır.. Ya kendileri de herkes gibi mahluk olan bir kısım Komünist veya Faşist diktatörlerin veya Kralların nefsine hevasına göre ya bir Demokratik Oligarşik vs diktaya göre belirlenen Tâğuti kurallar ilkeler.. Neticede hepsinde de “insandır insan için hüküm kural koyucu”. Yani İslam dışında diğer din ve ideolojilerin hepsinde de bir şekilde “Kulun Kula Kulluğu” esastır. Hiç bir kural tanımam diyen Anarşist Antisosyal türler ise zaten doğrudan kendi “Hevalarını” Ilah edinmişlerdir ve onlardan her şey beklenir. Çünkü inandıkları veya tabi oldukları hiç bir şey yok!


Levent AKINCI

İlginizi çekebilecek konu başlıkları

En küçük adliye binâsı

TRIAL OF SULTAN FATIH AT COURT ……. لَتُـفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَـلَن…