Pisikoterapi

Ey sâlik-i târik irşâd olmaya

Serencâm-ı Kıtmir bile kâfidir

Rahmet-i Rahmân’la dîlşâd olmaya

Muezzâ’ya nazar kıl Hak Şâfi’dir

L.A.

https://www.youtube.com/watch?v=fOG_lBjzIIU

Allah Teâlâ şehirlerimizi kedisiz, toprağımızı karıncasız, dağlarımızı kırlarımızı da kurtsuz, keçisiz ve arısız, ümmeti de halifesiz ve akıncısız gâzîsiz bırakmasın..

Kurtlar, Keçiler, Kediler;

Hürriyet tutkunu asîl mahluklardır..

Evvela şunu söyleyelim; kedi nankör değildir; müsbet bir izah ile ecdâdımız son noktayı koymuş şu kelâm ile; “Kedi mekâna, köpek şahsa sadıktır”.. Bu tarif müsbet ve latif bir cihetten bakabilenlerin tarifidir..

Türkiye’de kedi bir çok beldede pisik diye de adlandırılır ve öyle gözüküyor ki bu daha kadîm bir kelime. Zaten de burada da dünyada da, nereye gidersek gidelim aşağı yukarı hep aynı seslenişle çağrılır pisikler; mükerrer ve seri olarak “pişş pişş” veya “pisi pisi” denilerek.. Pisi’den türetilerek Pisik denmiş olmalı.. Tersi de olabilir. Pisik isminden dolayı kısalarak Pisi diye bir ünlenişe dönüşmüş de olabilir.. Kim bilir, belki de Nuh Aleyhisselâm’ın gemisinde kedilerden birinin ismi idi “Pisik” ve bu pisi-pisik hikayesinin aslı oraya dayanıyordur.. Bu arada, nakletmeden geçmeyelim; Tarih-i Taberi’de geçer; tûfan’dan evvel dünyada kedi yoktur der. Nuh Aleyhisselâm gemideyken arslanın sırtını sıvazlar, arslan aksırınca burnundan kedi çıkar. Ve bu kediler gemiyi sarmış olan fareleri yerler.. Tabi bu bir menâkib sadece. Allahua’lem..

Rahmân’ın pisik kulları da sair güzel mahlukat gibi kardeşimizdir.

Küçük de bir kopya vereyim meraklılarına; Rukye ile de meşgul olan bir Psikolojik Danışman olarak; tecrübe ve gözlemlerimize dayanarak söylemek gerekirse, umumiyetle kedi sevenlerde ifrit musallat vakıasına ve çeşitli psikopatolojik durumlara daha az rastlanmaktadır..

Kedi, yoldaştır insanoğluna.. Kedi rahmettir berekettir vesselâm.. Bazen öyle olur ki belki bazı kazancımız kapımızdaki bir kedinin rızkıdır, gelir de biz de kendimize geldi sanıp sebepleniriz..

“Kedi ev ehlindendir kirletmez, necis değildir” hadislerde de haber verildiği üzere. Rahmet ve Kılıç Peygamberi Muhammed Aleyhisselâtuvesselâm da, ve Ashabı Radıyâllahuanhum da, ve cümle fütüvvet ve fütuhât ehli olan Ecdâdımız Rahimehumullah da; Kedisever’dir.. Kedi hakkında bir çok hadis ve menâkib vardır kaynaklarımızda.

Bazıları kedi sevmek beslemek altı üstü kadınsı bir hobi diye düşünüyor ve erkek adamın kedi sevmesini beslemesini abes buluyor. Bu; innse, hayvânâta, nebâtâta, hatta cemâdata merhamet ve muhabbet duyan Resulullah Aleyhisselâm’ın ve Sahabesi Radıyâllahuanhum’un ve Ecdâdımız Rahimehumullah’ın yolunda olanlara yani yiğitlere mertlere ait bir tavır değildir! Bu; mahlukata şefkat veya sevgisini göstermeyi zayıflık olarak düşünen, ve cesur yiğit imajıyla gezip özünde çok korkak olan mafya özentili zındık ahmakların müstekbir patolojik çarpık bir bakış açısı sadece.

Ayrıca, bir kimse kediseverligi bir Sünnet olarak tahkir ederse de şüphesiz ki kafir olur! Ve ayrıca, diyelim ki kedilere muhabbetimiz yok, merhamet etmeyeceğimiz ve bunun günah olmayacağı manasına gelmemelidir. Merhamet bir vecibedir.. Allah Teâlâ Kur’an’da Beled Suresi’nde bir ayette, “Sabrı ve Merhameti” tavsiye etmeyi mümin vasfı olarak zikrediyor. O ayet ve “Yerdekilere merhamet edin ki Gökteki de size merhamet etsin” hadisi gibi pek çok ayet ve hadis vardır merhamet hakkında.. Ayrıca, kedilere Muhabbet de fıtrî bir hakikat ve sünnettendir; bir kimse kedileri, hani a türü olmaz da b türü olur, büyüğü olmaz da yavrusu olur vs; hiç bir çeşidini hiç bir şekilde sevemiyorsa oturup imânını, insanlığını, ve hâlet-i ruhiyesini, psikolojik durumunu bir kez daha gözden geçirmelidir, ve kendisine hem rukye-zikir tedavisi hem de psikoterapi-fikir tedâvisi yapılmalıdır.. Yâhu, bilâteşbîh, yılanın domuzun bile yavrusu sevimli gelebiliyorken, en azından yavru kedileri de mi sevemez insan! Diye sormadan geçemiyoruz..

Allah Teâlâ’nın Elçisi Aleyhisselâm cansız sanılan dağa taşa bile rahmet ve hikmet ve muhabbet nazarıyla bakmış ve mesela “Uhud bir dağdır, o bizi sever, biz de onu severiz” diye buyurmuştur..

Kahhar olan Allah kibirlenenleri zelil eder! Biz, yeri gelince bir su birikintisi başında toplanmış oynayan küçük çocuklarla oturup ağzıyla diğerlerine su püskürterek şakalaşacak kadar mütevâzi olan, kediyi sevmiş, dağı sevmiş, ağacı sevmiş, suyu sevmiş, koyunu sevmiş, arıyı sevmiş, karıncayı sevmiş, cümle temiz mevcudâta hikmet ve rahmet nazarıyla bakmış bir peygamberin ümmetiyiz. Yeri gelince celâli vechinin yeri gelince cemâli cihetin tecelli ettiği, yani kemâl sahibi bir insanın ümmetiyiz.

Dediğimiz gibi; Fütuhât ve Fütüvvet rehberi, yiğitler önderi Peygamber Efendimiz de ve Sahabesi de Kedisever’di. Ebû Hureyre yani kedi babası isimli bir de sahabe var malum. Peygamberimizin Muezza ismini verdiği kedisi var. Kedi bahisli bir çok hadis var islam kaynaklarında. Selçuklu’da Osmanlı’da atalarımız yiyeceğini içeceğini kedilerle paylaşırdı. Yiğit adam kedi sever vesselâm.. Bu arada; biraz büyükçe bir kediyi yani bildiğimiz arslanı yavru iken bulup merhamet gösterip büyüten ve gittigi her yerde devâsa arslanla gezen büyük mücahid Cezayirli Gâzi Hasan Paşa Rahimehullah’ı da yâd edelim..

Malum, Osmanlı Hilafeti devrinde bir çok vakıf vardı. Cami duvarlarında kuş sarayları yapıp, yük hayvanlarına zulüm olacak işleri yasaklayıp, hatta zemheride kurtlar kırılmasın diye dağlara et bırakan ecdâd kediyi köpeği de ihmal etmemiştir. Sokaklarda gezerek kedilere ve köpeklere et dağıtan vazifeli kimselerden tutun, akarı belli bir şehrin veya semtin mahallenin sokak hayvanatına gıda ve bakım için adanmış çeşitli vakıflara bir çok hayır hasenat vardır kedi ve köpekleri de içine alan.. Topkapı sarayında bazı kapıların altında küçük kapıcıklar şeklinde delikler vardır, kedilerin girip çıkması için.. Bir çok cami, medrese, kabristan, çeşme vs binanın bir kenarında gerek kuşların gerek kedi köpek gibi sokak hayvanlarının su içebilmesi için çeşitli yalaklar ve oyuklar yapılmıştır.. Tarihimizde kedinin yerine dair çok şey yazılabilir, bir tez konusu olur resmen.. Tadımlık olsun bu makalemiz.

Kediler derin bir derya. Esrarlı mahluklar. Bazı  musibetleri afetleri veya kötü niyetli kimseleri sezmek, hissi kablel vuku yani önceden hissetmek gibi garîb hasletleri var. Ayrıca mırıltısındaki titreşimlerin frekans aralığının kemoterapide en ideal titreşim aralığı olarak ölçüldüğünü ve çeşitli kanser tedavilerinde de kullanılabileceğine dair bir yazı okumuştum yıllar önce. Eskiler salyası hijyenik bir salgı içeriyor diye ciltteki açık yaraya süt döker kediye yalatırmış, derler. Bunlar ve daha fazlası.. Araştırılıp naklen ve aklen tesbit edilen hasletleri güzel değerlendirilmeli, istifade edilmelidir.. Fakat hepsinden de önce rızaenlillah merhamet ve muhabbet duyulmalı, korunup kollanmalıdırlar..

Kediler hakkında üç farklı tavır görülür tarihte; onlara tapan Pagan Mısır veya içinde şeytan var zannıyla onları yakarak vs katleden ve her yeri saran fareler ve pislik vesilesiyle kara vebâdan milyonlarcası ölen Haçlı Avrupa; ve onların da kendi lisanlarıyla Allah’ı zikreden kullar ve can yoldaşlarımız olduğunu idrak etmiş olan İslam Ümmeti..

Ve bir kedinin sırtına elimizi  koyduğumuzda mırmırlarını hissettigimiz an en güzel anlardan biridir. Ve bu da bir terapidir aynı zamanda.. Ben ona biraz latifeli bir isim vererekten “Pisik”oterapi diyorum..

Hatırlatalım; biraz latifeli ve hicivli olacak ama; Kediden iki tür hoşlanmaz; sıçanlar ve köpekler.. Ve bir de cinliler..

Ayrıca bakınız: https://webtv.akittv.com.tr/haber/islamda-kedinin-yeri-hukmu-ve-ebu-hureyre-ra-609

Bu videoya da tümden katılmamakla birlikte bazı faydalı tarihi bilgiler var :

https://youtu.be/vZrhKlvZJN8

Psikolojik Danışman-Tarihçi

Levent Akıncı

İlginizi çekebilecek konu başlıkları

KADEM VE ÇYDD

Kadın ve Demokrasi.. Kısaca KADEM.. Hepimizin malumudur ki, Hilafet Devleti dahildeki sabe…