ŞEYHİ OLMAYANIN ŞEYHİ ŞEYTAN MIDIR?

image003

Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytan mıdır?

Şeyh Ruhları Anıldığı Yere Gelir mi?

Nakşilerle Necdiler Arasında Sıkışan Ümmet” başlıklı bir kısa makalemizde, kısaca hem bir kısım Necdîler’in (Aslında Suud kraliyetinin sözde selefileri ve alimsiz üstadsız bazı selefi geçinen hariciler) hem de Batıni Sufiyye’nin çıkmazlarına,zaaf ve sapkınlıklarına kısaca da olsa temas etmiştik.. Ve bir tarafın yani batinî sufilerin Hanefi-Maturudi ve Şafi-Eşari Ulemayı, diğer tarafın yani haricilerin de Hanbeli-Selefi Ulemayı istismar ettiğini belirtmiştik.. Ve “bazı” Selefiler yani bir kısım Necdiler’in tarih ecdat düşmanlığı yaparak, “bazı” Sufiyye’nin ise tarihi ecdadı güya kendileri gibiymiş gibi göstererek insanları bu yalanlarla kandırdıklarını anlatmıştık.. Evet, tarihi ecdadı; hariciler karşısına alarak batıniler de arkasına alarak iki yol vaz’ ettiler ümmete.. İslam devleti tek bir devlettir. Asrı Saadet ve sonra Emevî-Abbasî-Osmanî toplamda 1300 sene boyunca arzda İslam Devleti hakim idi. Tarık Bin Ziyad, Harun Reşid, Salahaddin, Baybars, Süleyman, Murad vs Altın çağlarıyla da Haccac, Memun, Mahmud vs bidat ve günahın arttığı devirleriyle de neticede islam idi, bu asırdakiler gibi tağut değildi.. Ve hanedandır değişen, devlet aynı devletti. Ümmet cemi’ Ehli Sünnet ümerasıyla ulemasıyla icma halinde biat etmiştir üç hanedanın hilafetine de! Bu bile gösterir ki uç fikirlerin tarihte bir karşılığı yok demektir. Ne rabıtacı nakşiler gibiydi ecdad ne de aşırı necdiler gibi.. Birileri tarihe çarpıtıp söverek birileri de kendine yontarak çarpıtıp istismar ederek alimin az vaizin çok olduğu bu fitne asrında bulanık suda avlanmaya çalışmaktadır.. Neyse..

Şimdi biraz da Batıni Sufiyye’den gidelim.. Hilafet-i Osmani’de Hanefi-Maturudi Ulema bakalım bir kısım mistik hezeyanlar için ne demişler.. Çünkü biz bazen bazı hurâfelerden bidatlerden sakındırdığımızda; bunun Selefi reflekslerle söylenmiş aşırı fikirler olduğunu, esasen Maturudî, Eş’arî, Zahirî sair Ehli Sünnet ulemanın yani neredeyse son bin yıllık cemi’ ûlemanın ve ümerânın ve İslam Devlet geleneğinin bunlara itibar etmediğini vs söyleyerek akide ve fikirlerimizi itibarsızlaştırmaya ve bizi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar.. Hem Selefî akideye iftira ediyorlar aşırı diyerek, hem de sair Sünni Halef ulemasına iftira ediyorlar, sanki onlar bu sapıklıklara muhalif değillermiş gibi bir hava vererek.. Batinî sufiyye de aynı menşei olan Rafızilik gibi fırıldaktır malum.. Takiyye, tahrif, hile, hud’a..

Osmanlı Hilafeti’nin en büyük 3 alimi kimdir dense, rahatlıkla saymak mümkündür ki; İmam Muhammed Birgivi, İmam İbrahim El Halebi, Şeyhülislam Ebu Suud’dur! Rahimehumullah. Bunların yanına Müftü Molla Hüsrev, Müftü Fahreddin el  Acemi, Müftü Ebul Beka el-Kefevî, Dersi Amm Kadızade İslambulî, Hasan Kâfi el-Akhisarî, Molla Rudanî, Molla Aliyul Kari, Allame İbni Abidin ve Ahmed Cevdet Paşa vs de rahmetullahialeyhim eklenebilir, ki sayfalarca cilt cilt sadece isim listesi yazmakla bitmez, lakin ilk üçü kimdir denilse rahatlıkla bahsettiğim alimleri sayabiliriz..

  Halife Sultan 2.Selim rh. zamanında Padişah hocası Ataullah Efendi’nin rh. teşvikiyle Halife tarafından Birgi’de inşa edilen Dar’ul-Hadis baş müderrisliğine atanacak olan İmam Muhammed Birgivi rh. ve Halife Sultan Süleyman rh. devrinde Fatih Camii İmamı olan İmam İbrahim Halebi rh. ‘Süleyman Asrı’nda (Halife Sultan Süleyman rh. İçin Selefî-Halefî tüm Sünni Ulema’nın muhteşem şehadetlerini beyan eden çok mühim bir sohbet. Dr Iyad El-Kunaybi. https://www.youtube.com/watch?v=WeeMWe17e1A)  yaşamış ve daha devrinde haklı hakikatli hörmet  ve şöhreti görmüşlerse de, asıl ondan sonraki tüm 4 asır boyunca Devlet’e rengini vermiştirler! ‘Birgivi Risaleleri’ halifeden çobana dek tüm ümmete mal olmuş ve resmi akide ve ilmihal kitapları olarak kabul edilmiş hatta itiraz eden sufilere inat, haklılığının sorgulanması bile yasaklanmıştı! Halebi’nin ‘El-Mülteka’sı kadıların resmi el kitabı olarak devlet yıkılana dek yürürlükte olmuştur, ve bu gün dahi Hanefi Türk halkı namazı ‘Halebi Sağiyr’e göre kılmaktadır.. Ve Şeyhülislam Ebu Suud Rahimehullah ise, ‘İrşad-ı Akli Seliym’ adlı tefsiri ve Fetvalar’ı ve daha nice eseri ile hem o asra hem de tüm sonraki asırlara mührünü vurmuştur..

Her üç alim de sahalarında aşılamamış Hanefi-Maturudi büyükleridir.  Sufizme meyyal tarihçi Peçevi, Ebu Suud’u anlatırken, ‘tek kusuru tarikata suluk etmeyişidir’ der. Elhamdulillah, buradan da bir kez daha anlıyoruz ki Ebu Suud da aynı muasırı Birgivî ve Halebî gibi sahih bir Ehli Sünnet alimidir, Şeriat-Medrese kibâr Ulemasındandır, Tekke-Tarikat şeyhlerinden değildir ve de hep de sufizme mesafeli durmuş hatta zındıklaşan sufileri de en şedîd surette cezalandırmıştır.. Tüm diğer Medrese-Şeriat Uleması gibi o da bu bidatlere muhalif olmuştur..

Keza Birgivi neredeyse bütün eserlerinde hem şianın hem de sufizmin batıllarına karşı en sert ikazları yapmış hatta sırf bu yüzden İslam tarihinde bir ilke imza atmış, ilk defa avam da doğrudan ilme vakıf olsun diye “Türkçe” (Osmanlıca) bir eser yazmıştır; ‘Vasiyetname’! işte Halife Sultan 3. Selim rh. devrinde 1803’de ilk defa matbaa ile basılan İslami eser olan, ve elimizde ilk baskısından bir numunesi olan ‘Kadızade Şerhli Birgivi Vasiyetnamesi’ bu vasiyetnameye yapılan pek çok büyük alimin şerhinden en mümtaz olanı yani Kadızade şerhlisidir! Birgivi, ‘hep medreseli yazıyor medreseli okuyor, avam ise kendilerine arapça bilenlerce tefsir-şerh-vaaz-ders yapılmadığı zamanlarda, vaizlerin hatiplerin zaaf gösterdiği veya bir bidate düçar olup yanlı anlattığı zamanlarda cahil kalıp hurafelere bulaşıyor’ diye İslam tarihinde bir ilke imza atmış, Türkçe ilmihal yazmıştır, sırf bu “sufiyye” ve “şia”nın hurâfâtının önünü kesmek için! Rahmetullahialeyh! Ve Halife 2. Selim rh. zamanına denk gelen ‘Vasiyetname’nin yazılmasından 2 küsur asır sonra da yine bir ilk olacaktır, Halife 3. Selim rh. zamanında 1803’de Matbaa-i Amire’de tab edilen ilk İslami eser ‘Kadızade Şerhli Birgivi Vasiyetnamesi’ olacaktır!.. Böylesi hayati ehemmiyeti olan iki ciheti var Birgivi Risalesi’nin! Evet, Birincisi, ilk Türkçe akaid-ahlak-fıkıh kitabı olması, ikincisi de islam tarihinde ilk defa matbaa ile tab edilen islami eser olması!..

Ve Halebi; Muhyiddin İbni Arabi’ye iki ayrı reddiye eser yazmıştır farklı zamanlarda, ve hem Arabi’yi muayyen olarak tekfir eder yani kafir der, hem de Vahdeti Vucut’un nasıl bir kafirce fikir olduğunu isbat eder ve ümmeti Tevhid’e Ehli Sünnet’e davet eder.. Halebi’nin Mülteka’sı asırlarca devletin resmi kaynağı olduğu gibi, son asırda Şehit Dersi Amm İskilipli Atıf Hoca tarafından tercüme edildi..

İşte koskoca üç derya! Rahmetullahialeyhimecmaiyn! Bu babda “Birgivi-Halebi-Kadızade-Kefevi“ eserlerinden seçmeler ve bunlara şerh yazmaktayız, inşallah tab ettireceğiz.. Orada daha tafsilatlı malumat vereceğiz.. Şimdi bir iki nakille kısa keseceğiz..

ERVAH-I MEŞAYIH HAZIRADUR, BİLÜRLER DİSE KAFİR OLUR DEMİŞLER” (İmam Muhammed Birgivi ve Dersi Amm Kadızade İslambuli; “Şerhu Birgivi Li Kadızade”; Elfaz-ı Küfür babı)

Doğrudan Hilafet devrinde seyfiyeden ve ilmiyeden olan bazı cedlerimizden bize gelmiş olan; ve İslam tarihinde matbaa ile tab edilen ilk İslami eser olan 1803 Üsküdar baskılı ‘Kadızade Şerhli Birgivi Vasiyetnamesi’nin alakalı resmini ekte verdik.. Bakınız, sadece ölmüş şeyhlerin adları anıldığında, hatme veya cehri  zikir vs veya sohbet mekanına hazır oldukları yani oraya ‘geldikleri’, veya da kendilerinin zikredildiğinden ‘haberdar oldukları’na inanmak küfür ise.. Ya bir de bizzat onlara ‘sığınmak’, onlardan ‘yardım istemek’ daha katmerli küfür değil midir?.. Bu, Elfaz-ı Küfür babının olduğu bütün Hanefi-Maturudi akaid ve fetava kitaplarında vazgeçilmez bir klişedir. Hatta.. Nakşi şeyhi olan ama aynı zamanda Dersi Amm yani Şeriat alimi de olan Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî bile Cami’ul-Mütûn adlı eserinde Elfaz-ı Küfür kısmında bu sözü nakletmiş ve tasdik etmiştir.. Kısacası animistik inançlar, yani atalarının ruhlarını yardıma çağıran şaman ve kızılderili vs cahili inançlarının İslam kavimleri arasında devam eden haline biz ervahın imdadı zannı diyoruz, ve de Hanefi Şeriat-Medrese Uleması buna küfür diyor vesselam.. Dini bu alimlerden ve bunların fetvalarıyla zındıkları asan kesen Halife ve Sultanlar’dan devralan biz Ehli Sünnet-Ehli Şeriat Muvahhid Hanif Müslüman kullar; elbette batıni şeyhleri ve kanmış bir iki alimi değil ümmetin icma ve cumhurunu dinleyecek ve bu gibi bidat ve hurafâta karşı daima ayık olacağız!..

TARİK-İ MEŞAYIHA SÜLUK ETMEYÜP, MEŞAYIHDAN BEY’AT ETMİYEN KİMSENİN ŞEYHİ ŞEYTANDIR DİYENLER; EĞER ŞERİAT-I ŞERÎFE MESLEGİNE SÜLÛK EDENLER DAHİ ÖYLE DERLER İSE KAFİR OLURLAR” (Seyyid Ebu’l-Bekâ el-Kefevî; “Tuhfetü’ş-Şahan”; Mesail-i Şettâ)

Yine bize cedlerimizden gelmiş olan Halebi Sağiyr Babadağı Tercemesi’nin derkanarı olan Tuhfetü’ş-Şahan’ın alakalı sayfasını ekte verdik.. Bakınız, kadîm bazı alimlerimiz ciddiye bile almamış bu sözü ama, bazısı üstünde durup, bu kelamın mevzu olduğunu hususiyetle beyan etmişler. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü yani. Evet bu kelam zaten hadis değildir uydurmadır. Lakin Kudüs Mevleviyeti Payeli yani yüksek dereceli kadı-müftü olan Kefevî bir de tekfir etmiş bu kelamı ağzına dolayan zındıkları! Evet böyle diyenler, isterse Şeriat ehli medrese ehli olsunlar; veya isterse Şeriat’a uygun bir tarikat şeyhini kastederek demiş olsunlar, her halukarda kafir olurlar vesselam.. Allah razı olsun büyük alim Kefevi’den, özellikle de açmış, bu sözü Şeriat ehli birisi de dese, veya Şeriat’a uygun bir tarikatı da kastederek dense, küfür olduğunu baştan söyleyip, sözde savunmaya laf bırakmamış.. Malum sıkışında batıniler ‘efendim biz de zaten önce Şeriat diyoruz, tabi ki Şeriat’sız olmaz..’ diyor ama arkadan bildiklerini okumaya devam ediyorlar.. Bir Şii’nin ‘Ben Rafızi değilim” demesini andırıyor bu takiyyeleri!.. Doğru, her şii rafızi değildir, yani sapkın da olsa zındık derecesinde olmayanı da vardır, lakin sorsak kaç tanesi rafızi olmayan şiidir? Parmakla sayılır herhalde!.. Kefevî kimdir? 1660’larda Halife Sultan 4. Mehmed rh. devrinde kadı ve müftülük yapmış, lakin görüldüğü üzere sonraki asırlarda eseri Halebi ile tab edilerek daha da değer bulmuş ve günümüzde El-Külliyat adlı eseri, ki bir tür islami terimler sözlüğü denebilir; mağribden maşrıka tüm Sünni mezhebler ulemasının el kitabı gibidir..

Hülasa; “Nefis Terbiyesi”, “Zühd”, “Fütüvvet” vs aslı dinde var olan hayırlara ve onlara sahip olan hakiki alimlere ariflere, Ehli Şeriat-Ehli Sünnet zevata, mesela Cüneyd-i Bağdadi, Bişr-i Hafi, AbdulKadir Geylani, Şeyh Edebalı, Hacı Bayram-ı Veli, Ebul Hüda er-Rıfai vs rahimehumullah zevata evet;

“Batıniyye”, “Şia”, “Vahdet-i Vücud batılı”, “Şeyh Rabıtası”, “Himmet medet istiğase..” vs küfürlere ve bunların Sünni takiyyesi yapılarak pazarlanmasına hayır!..

  Mühim Bir Not:

Elbette tarihimizde zaman zaman bir tür Psikiyatri hizmeti sunmuş olan bazı Tarikatler ve Meşayıh, Ehli Şeriat ve Ehli Sünnet olanları veya galiz sarih küfr derecesinde bid’atleri olmayanları içerisinde salih kullar da çıkmıştır. Ve yine, cihad edenler, gaziler ve şehidler çıkmıştır. Bir kısım Horasan ve Anadolu Alperenleri, Dağıstan-Çeçen Sufileri, Afrika Sunusi ve Şazelileri ve sair bir çok mutasavvıfa içerisinde böyleleri vardır, rahmetle yad eder ve taksirat ve bidatlerinin affını dileriz. Bu farkı gözettiğimiz gözden kaçmamalıdır.

Keza, mutlak tekfir ile muayyen tekfir arasındaki farka vakıf olmayanlar bazı mutlak ibarelerimizden yola çıkarak tüm sufi taifelerini tekfir veya tefsık ettiğimizi zannedebilir.

-Bir küfür; sarih ve galiz olmadıkça, hayrı kasteden tevil, taklid veya cehalet vs çeşitli mazeretlerle işleyen herkese direk kafir demeyiz; böylelerinin bazısı sapkın Ehli Kıble yani Bidat Ehli Müslüman kardeşimizdirler. Allah’dan bu kimseleri Ehli Sünnet’e hidayet etmesini dileriz.

-Küfür olmayan sair bidatlere gelince, kişi bunlardan bazısına sahip olmakla direk Bidatçi veya Sapık demeyiz bazı hallerde. Zira, menhec olarak tümden o evsafa sahip değilse, yani o fırkanın umumi vasıflarını taşımıyor, bazı cihetlerde bazı bidatlerine bürünmüşse, Ehli Sünnet’e asıllarda ve usulde muhalefet etmiyorsa; ol kimseye de sapık bidatçi demeyiz. Sistematik olarak o fırkadan olmadıkça, bazı vasıflarını almakla direk onlardan sayılmayabilir.. Bidatin kemiyet ve keyfiyetine göre değişir bu..

Bu hususta ulemamızın şu kaidesi en güzel ölçüdür; Bir Müslüman’da bidat ile sıhhat, veya fısk ile fazilet bir arada bulunursa, fıskı veya sapması cihetinde ondan beri olur buğz ederiz, hayrı ve sünneti nisbetinde de onu sever kucaklarız..

Kısacası, bidatler de masiyet gibidir, sarih galiz küfür olanı, kapalı veya küçük küfür olanı, haram-fısk derecesinde olanı, mekruh derecesinde olanı  gibi derecelendirilebilir. Hepsi bir değildir, hepsine bakışımız aynı sertlik ve şiddette değildir bu manada.

Mesela, bir kabirden direk yardım istemek şirk türünden bir küfürdür. Onu vesile edinerek hakkı içün yüzü suyu hörmeti içün vs tevessül ederek dua etmek ise bidattir (Ebu Hanife rh kavliyle malumdur ki haramdır), sadece ruhuna Fatiha okuyup geçmek ise daha küçük bir bidattir. (Birgivi rh. naklettiği üzere bidattir. Kur’an okuyup bağışlasa sevabı gider mi gitmez mi diye ihtilaf edilmişse de bir kısım alim gider onun sevab hanesine yazılır demiştir, lakin kabristan ibadethane değildir, Sünnet olan kabir ziyareti ifa edilip çıkılır, evinde de okusan gider).

Dikkat edelim, birincisi yani yardım dilemek küfür, hörmetine diye tevessül bidattir kerih görülmüştür, ruhuna bağışlamak için kabristanda Kur’an okumak da yine bidattir. Bütün bunların dereceleri farklı tabi..

Bir başka misal, mesela Nazar boncuğu.. Ondan hıfz beklemek doğrudan şirk nev’inden bir küfürdür. Ama, bu vesiledir, muhafaza eden Allah Teala diye itikad etse ve söylese, bu da haramdır, zira böyle bir rukye ve korunma çeşidi yoktur kaynaklarda, aksine yasaklanmıştır her tür uğur ve nazarlık muska vs.. Bu ikisine de inanmaksızın, sırf bir takı ve süs diye takılsa o dahi haramdır, zira şirke küfre benzeşeceği için.. Elbette üç şekilde de bidat sapıklık, ama biri küfür diğerleri haram ve belki kerih derecede bidatlerdir..

Bizim bir çok bidate bakışımızda bu farklar da gözetilir. Anlamadan, dinlemeden su-i zan ile hüküm vermek sadece hayırlı ilimden nasiplenememe ve bazı kardeşlerimizle aramızda sadece gereksiz tefrika ve fitne sebebi olacaktır. Oysa biz, Ehli Sünnet olup da bazı bidatlere sahip olan herkesi bidatçi diye tesmiye etmediğimiz gibi; Bidat ehlini de, kıble ehli kardeşlerimiz ve diğerleri yani zındıklar diye de tefrık etmekte ve toptancı bir tasnife gitmemekteyiz. Dost düşman herkes böyle bilmelidir.

Ayrıca, bir kısım Mealci Modernist taife, Batıni Sufiyye, ve Rafızi Şia taifelerinin vs her birinin fırkasına münhasır küfürlerinden başka,

Gulat Mürcie olmak, yani Tağutlar ile işbirliği yapıp Mücahidler karşısında ihanet içerisinde olmak gibi umumi bir küfür ise günümüzde en yaygın sapmadır. O bahiste ayrıca yazmak gerek.

Levent Akıncı – Psikolog-Tarihçi

image001

ŞEYH RUHLARINDAN BAHSEDİLDİĞİNDE, ONLARIN BUNDAN HABERDAR OLDUKLARINA VEYA ADLARININ ANILDIĞI YERE GELDİKLERİNE İNANMAK KAFİRLİKTİR diyor büyük Hanefi-Maturudi Alimleri İmam Birgivi ve Dersi Amm Kadızade İslambuli (Şerhu Birgivi Li Kadızade)

image002

ŞEYHİ OLMAYANIN ŞEYHİ ŞEYTANDIR DİYENİN KAFİR OLACAĞI’nı söylüyor büyük Hanefi-Maturudi alimi Seyyid Ebul Beka El-Kefevi. Tuhfetü’ş-Şahan adlı eser, Halebi Sağiyr’in derkenarı olarak tab edilmiş nüshasında. Velev ki Şeriat ehli biri de dese bu kelamı, veya Şeriat’a uygun bir tarikat şeyhi için bile dese, her halukârda küfürdür diyor kestirip atıyor Kefevî.

image004

Kadızade Şerhli Birgivi Vasiyetnamesi. Halife Sultan 3. Selim emriyle 1803 Üsküdar Matbaa-i Amire baskısı. İslam tarihinde matbaa ile basımı yapılan ilk İslami eserimiz budur. Ayrıca, ilk defa avam da akidesini fıkhını iyice bellesin, şia ve sufiyye ve sair bidatçi hurafe ehlinin halk üzerindeki etkisini kırsın diye, Halife Sultan Süleyman ve 2. Selim devrinde ve Türkçe olarak yazılan eser işte bu Vasiyetname-i Birgivi’dir!

image005

Halebi’nin Sağiyr’i ve Kefevi’nin Tuhfetü’ş-Şahan’ı birlikte tab edilmiş hali. Halife Sultan 2. AbdulHamid devri.. Derkenar uygulaması. Yani iki kitap bir arada, yan yana.. Defaatle tab edilen Halebi Sağiyr Babadağı Tercemesi, umumiyetle ya Kefevi’nin Tuhfesi ile tab edilmiş ya da Kadızade İslambuli’nin Amentü Şerhi ile birlikte tab edilmiş.. Hepsi de aynı taifeden olan ulemamız..

image003

Bize Hilafet Devleti’nde kadılık ve askerlik gibi çeşitli devlet vazifelerinde bulunmuş dip dedelerimizden miras kalan bu eserler, hala daha bu akıncı’nın eliyle zındıkların canını yakmaya devam ediyor.. Güneş balçıkla sıvanmaz.. Hakikatin parlaklığı perdesiz gözlere ayandır..

İlginizi çekebilecek konu başlıkları

Pisikoterapi

Ey sâlik-i târik irşâd olmaya Serencâm-ı Kıtmir bile kâfidir Rahmet-i Rahmân’la dîlş…