Kategoriler
Güncel

Pavlus ve Tahrif

PAVLUS VE TAHRÎF

Yahudiler nasıl ki hakikisiyle uydurmasıyla ilahi haber, emir ve yasaklardan tutun, tarih, siyer, soy kütükleri vs tabiri caizse Yahudi din ve edebiyatına dair ellerinde olan ve bir çoğu da elleriyle uydurmuş oldukları ne varsa hepsinden bir şeyleri bir araya toplayıp “Tevrat” budur diyerek bu günkü Muharref Tevrat’ı oluşturmuşlarsa;

Hristiyanlar da kadîm vahye isnâd edilen çeşitli kelâmdan tutun, Mesih’e isnad edilen çeşitli sözler, havarilere ve cemaate isnâd edilen bir kısım sözler, kimi sahih kimi sahte veya meçhul bir kısım kişilere isnâd edilen sözlere, mektup ve kehânetlere ve menkibelere, kısacası Hristiyan din, tarih ve edebiyatına dair ellerinde olan ve elleriyle uydurdukları her ne varsa hepsinden derleyip toplamış ve “İncil” budur diyerek bu günkü Muharref İncil’i ortaya koymuşlardır.. Zalim Tâğut “Roma” devletinin gözetiminde ve denetiminde.. Hatta Roma’nın talimatıyla ve tahrifatıyla, demek daha isabetli olacaktır..

Bununla birlikte hâlâ daha çok çok az da olsa vahiy olan yerler de mevcuttur, bilhassa muharref Tevrat’ta. En azından manaen.

Lâkin Allahualem ki; mevcut muharref İncil’de geçen ve az da olsa tümden tahrif olmamış bir kısım İsa Aleyhisselam hadisleri vardır ve onlardan birisi de şu olsa gerek;

BİRİNCİLER SONUNCU, SONUNCULAR BİRİNCİ OLACAK başlığıyla hikmetli bir hikayenin anlatıldığı kısım.. Şayet hakikaten O’nun ise bu sözler; Allahualem ki İsa Aleyhisselam burada sonuncular birinci olacak derken son Peygamber Muhammed Aleyhisselam ve Ümmeti’ni kastediyor müjdeliyor;

( Göklerin Egemenliği, bağında çalışacak işçi tutmak için sabah erkenden dışarı çıkan toprak sahibine benzer.

Adam, işçilerle günlüğü bir dinara anlaşıp onları bağına göndermiş.

Saat dokuza doğru tekrar dışarı çıkmış, çarşı meydanında boş duran başka adamlar görmüş.

Onlara, ‘Siz de bağa gidip çalışın. Hakkınız ne ise, veririm’ demiş, onlar da bağa gitmişler.

Öğleyin ve saat üçe doğru yine çıkıp aynı şeyi yapmış.

Saat beşe doğru çıkınca, orada duran daha başkalarını görmüş. Onlara, ‘Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?’ diye sormuş.

‘Kimse bize iş vermedi ki’ demişler. Onlara, ‘Siz de bağa gidin, çalışın’ demiş.

Akşam olunca, bağın sahibi kâhyasına, ‘İşçileri çağır’ demiş.

‘Sonunculardan başlayarak, birincilerine kadar, hepsine ücretlerini ver.’

Saat beşe doğru işe başlamış olanlar gelip kâhyadan birer dinar almışlar.

Birinciler gelince daha çok alacaklarını sanmışlar, ama onlara da birer dinar verilmiş.

Paralarını alınca bağın sahibine karşı söylenmeye başlamışlar.

‘Bu sonuncular yalnız bir saat çalıştılar’ demişler. ‘Ama sen onları, günün yükünü ve sıcağını çeken bizlerle bir tuttun!’

Bağın sahibi onlardan birine şöyle karşılık vermiş:

‘Arkadaş, sana haksızlık ettiğim yok! Seninle bir dinara anlaşmadık mı? Hakkını al, git! Sana verdiğimi bu sonuncuya da vermek istiyorum. Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa elim açık diye kıskanıyor musun?’

İşte böylece sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak”

Muharref İncil-Matta. 20 )

Çok ibretlik bir hikayedir. Kuran’daki, Allah’ın rahmetini onlar mı taksim ediyor kavlindeki ve daha pek çok ayet ve hadisdeki haberlere muvafık olarak ilahi kudret ve rahmete ve hikmete atıf yapılıyor..

Allah Teâlâ herkese Âdil’dir. Dilediğine İhsân da eder..

İnsanlardan Nebi ve Velileri, Mekanlardan Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa’yı, Zamanlardan Kadir gecesi ve başka vakitleri dilemiş seçmiş üstün kılmıştır..

Bu hususta herhangi bir Sünni ihtiyar, bir Arap Bedevî veya Türkmen Yörük ihtiyarı kocakarısı nasıl iman ederse öyle iman eder ve yani “Hikmetinden sual olunmaz” deriz..

Velhasıl dönelim Muharref Pavlusçu Teslisçi Inciller ve Misyonerlere; onlara sözümüz şudur ki;

Muharref İncil’i sadece Pavlus’un laf oyunları ve sahte mucize ve kerametleriyle aldanıp onun ve takipçilerinin filtresinden geçirerek okuyup Roma tağutuna resmi din olsun yüzyıllarca insanlığı sömürsün diye ve 9 Haçlı Seferi ve 2 Dünya savaşı çıkartmak ve bu gibi zulumlere imza atmak için okumayın, bir kere de hikmetle ibretle okuyun ey Teslis’ci Pavlus’cu Hıristiyanlar! ! !

Muharref İncil’i dikkatle okuyan ilim sahibi biri, feraseti basireti olan bir mütefekkir rahatlıkla “Matta, Markos, Luka, Yuhanna” olarak ilk dört farklı İncil’in hem kendi aralarında çelişkiler tutarsızlıklar içerdiğini hem de sonraki fırıldak Pavlus’un “Mektuplar”ı ile bambaşka bir üslup ve içerik üzere olduğunu fark edecektir..

Bu hususta Prof. Dr. Maurice Bucaille’nin “La Bible, Le Coran, Et La Science” adlı kitabı ve benzer bazı kitaplara göz atmak şart.. Gerek Muharref Tevrat gerekse Muharref İnciller hakkında muazzam malumat verir Bucaille.. Türkçe çevrisi de yapılmış bu kitabı âlâkalı ve ehîl kimselere şiddetle tavsiye ederim.

İlk dört incilde bir çok küfür şirk ve tutarsızlıklarına rağmen tabiri caizse vahyin tahrif olmuş kalıntıları kırıntıları da olsa hâlâ hakka hakikate hikmete dair tek tük de olsa bir seyler bulmak mümkün. Zaten bazı kelamlar mânâen Kuran ve Hadisler’e muvafık.. “Sağ elinizin verdiği sadakayı sol eliniz bilmesin” kavlinde gördüğümüz gibi.. Hâşa ‘Baba’ ‘Ogul’ iftiraları ve sair küfürler ile karıştırılarak sonraki devirlere sunulmuş olsa da hâlâ daha bazı hikmetler vardır vesselâm..

Bu arada, 27 kitaptan oluşan bu günkü muharref İnciller bilhassa en mühim ve ilk oluşturulan kısmı yani Matta Markos Luka Yuhanna; en erken olarak miladi ikinci asırdan itibaren yani İsa Aleyhisselâm’ın semâya çekilmesinden ve havârilerinin şehid edilmesinden en az yüz yıl sonra rivayet edilmeye başlanır, ve en mühim nokta da şudur; İsa Aleyhisselâm ve havârilerinin lisânı ile yani Ârâmice yazılı veya sözlü nakledilmiş bir metin mevcut değildir içinde. Bu günkü incillerin bilinen ilk şekli Grekçe’dir.. Daha çok bizim islami kaynaklardaki hadis ve siyere benzer. Yani Allah Teâlâ’nın kullara hitâbı olan kelimelerden sûre ve âyetlerden ziyâde, kulların Mesih şöyle dedi şunu yaptı şuraya gitti gibi rivayetleri vardır. Ve bu rivayetlerde bizdeki usul-i hadis ilmi gibi bir metod ve rivayet zinciri ve zincirdeki zatlara dair cerh-tâdil’in ve sâir kriterlerin esâmesi bile görülmez. Bırakalım usul-i hadis ilmi ile kıyaslamayı, klasik bilimsel tarihçiliğin bilgi belge metodlarına göre bile bir çok şüpheler ortaya çıkar inciller’in sıhhati araştırıldığında.. Yâni bizdeki Hadis ve Siyer dedigimiz Peygamber hayatı gibi dedik ama; esasen daha çok bizim toplumdaki Menkıbe geleneği ile benzetilebilir..

Pavlus mektuplarına gelirsek.. Tarsus’lu Paul Yahudi kökenlidir. Bir süre İseviler’e iskenceler ve feci infazlar yapmıştır, İsa Aleyhisselam göğe alındıktan sonra aniden güya tevbekâr olmuş ve evvelce hiç görmediği Mesih ile güya mucize yaşayıp görüşmüş ve talimatlar almıştır..

Okuyanlar bilir; sürekli kendisini yüceltmektedir, mürid toplama kaygısı çeker. Bazen de çok riyakar ve yalancı bir tevâzu içine girer kendini suretâ kınar, F. Gülen ve benzerleri birebir onu model almıştır desek yalan olmaz.. Tevazusunda bile sinsi derin bir kibir görülür.. Sürekli imâ yapar. Bilinçaltı göndermeler yapar. Bilinçten ziyade, okuyucunun bilinçaltına oynar..

Paul, hayatı boyunca İsa Aleyhisselam’ı hiç görmemiş ve iman edenlere bin bir çeşit zulümde bulunmuştur. Ne vakit ki İsa Aleyhisselam semâya çekilmiş; Paul birden ortaya çıkmış, önce bir kaç yalandan mucize hikayesi uydurmuş, sonra bir dizi düzen hile, ajitasyon, münafıklık, derken nihayetinde o kadar büyük Havariler varken bir şekilde Isevi bir rehber konumuna gelmiştir.. Getirilmiştir; bunda Roma devletinin de bilinen ve bilinmeyen destekleri vardır. Belki en baştan beri Pavlus’ta İsevileri yani o günkü İslam Ümmeti’ni fesada düşürmek için Yahudice bir şeytani plan vardı ve Roma da bunu bir projeye dönüştürüp, kullanışlı bir hain olduğunu fark edip yolunu açtı.. Allahualem.

Roma’dan Pavlus’a bilinen destek; Havariler’i ve Filistin’deki diğer saygın müminleri hep şehid etmiş, zindanlara tıkamış, işkenceler etmiş, bir araya gelmelerine teşkilatlanmalarına, serbestçe tebliğ-dâvet yapmalarına fırsat vermemiş, neredeyse hepsini şehid etmiş; öte taraftan Pavlus ve cemaatinin devletin her bir eyaletinde rahatça kiliseler kurup teşekkül etmelerine alenen yol vermiştir! Sâmiri gibi Bel’âm gibi Amon Rahipleri gibi bir Hain ve Zındıktır Pavlus!

Evlenmez, bunu çok sefil bir hareket olarak görür. Bundan müstağni imiş, ruhani imiş, melekler gibiymiş gibi bir imaj ortaya koymak ister. Öyle de bir megaloman ve müstekbirdir! Feto deyince aklıma Pavlus, Pavlus deyince de Feto geliyor bu konular açıldıkça.. Evlenmeye hoş bakmaz, kerhen zoraki bir izin verir ama, evlenen de bir daha boşanmasın, boşanan bir daha evlenmesin der; ve böylece batı tarihinde çokça yer eden çeşit çeşit zinanın sapıklığın da önünü açar..

Malumdur ki TAĞUT Roma Devleti, MÖ 500’lere kadar uzanan Antik çağlara dayanan ilk nüveleri olan bazı kolonilerinden, Roma-Romülüs efsanesi ve Roma Şehir Devleti’nden, ve Kartaca savaşları devirlerinden başlarsak; en son ve en büyük Nebi ve “Rahmet” ve “Kılıç” Peygamberi olan MUHAMMED
Aleyhisselâtu Vesselâm’ın -bir çok âlime göre de Kostantiniyye hadisleriyle müjdelediği- gâzilerinden bir gâzi olan Muhammed Fatih Rahimehullah tarafından 1453 senesinde yok edildiği âna kadarki tüm süreçlerini hesab edersek yaklaşık 2000 sene kadar uzun süre ömre sahip olmuştur, ve yeryüzünün bilinen tarihe göre gelip geçmiş en uzun ömürlü ve en şerir tağutu idi..

Koloni idi, Devlet idi, Cumhuriyet idi Senato idi, Monarşi idi İmparatorluk idi; Paganizm’di, Hıristiyanlık’tı, Doğu idi Batı idi, Bizans derken.. Evet, “Kılıktan kılığa, renkten renge girerek” yaklaşık 2 bin seneyi bulmuştur ömrü.. Esasen Kutsal Roma Germen yani Habsburg İmparatorluğu ve sonraki Yeni ve Yakın Çağ Avrupa ve Amerika’sı ile devam ettiği de söylenebilir.. Yani hadislerde müjdelendiği üzere ilk olarak -Doğu Roma olan- Kostantiniyye fethedilmiştir. Batı Roma’nın devamı olan Franklar ve Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun devamı olan bu günkü Amerika, Avrupa ve Roma şehri henüz fethedilmedi..

Evet, Roma devleti bildiğimiz en uzun ömürlü tâğuttur. Peki bunun sırrı ne idi? Tâğut Roma ömrünü nasıl uzatmıştı her dönemeç noktasında?

Bazı cahiller bunu ‘hukuk’a bağlamışlarsa da; Roma’da hukuk nasıl işliyordu tarihçiler çok iyi bilir, Roma hukuku mu demeli hukuksuzlukları ve ahlaksızlıkları mı demeli?..

Zaten taguti hükümlerdi kanunları, ama bunların da nasıl icra edildiği malumdur..

İşin sırrı “Yargı”da değildi.. İşin sırrı Takiyye ve Kılıftan kılıfa dinden dine girmekte idi.. Daha doğrusu dinler Roma’ya kılıf ve kıyafet şeklini almakta idi..

Bildiğimiz gibi Roma, İsa Aleyhisselam zuhur ettiğinde; Putperest idi, İseviler ortaya çıktığında; Muvahidlere yani TEVHİD ve ŞERİAT üzere olan gerçek İseviler’e asırlarca zulmetti.. Ama Muharref İncil’deki Pavlus Mektupları’ndan ve tarihi verilerden de göreceğimiz üzere, Pavlus, İsa Aleyhisselam’ın hakiki havarilerini ashabını bertaraf edip, Roma ile işbirliği yapıp onları şehid ettirip, ve uydurduğu mucize yalanlarıyla ve türlü takiyye ve hileleriyle bir anda bir kısım Cemaat’in baş köşesine kurulduğu andan; yani tâ MS 50’lerden beri Roma topraklarında, hususan Anadolu ve Balkanlar’ın her yerinde “Kilise” kurup duruyordu..

Roma Tagutu; en baştan beri Teslisçi-Pavlusçu İseviliğe yol verdi.. Bunun en sarîh ve kat’i delili Paul’un Muharref İncil’deki Mektupları’dır. Muharref İncil’de ve mektuplar kısmında görüleceği üzere; kendisi son yıllarında Roma şehrinde yaşamaktaydı, ve Roma’nın merkez teşkilatının olduğu yerlerin tamamında da, yani Balkanlar ve Anadolu’da, kiliselerini açıyor ve tağutla işbirliği içinde hurafâtını yayıyordu. Gayet yasaldı, serbestti..

Mesela başkent Roma’da iki sene “Hiç bir engelle karşılaşmadan” kalıp sözde davetini yapmıştır. Baknz: Elcilerin İşleri-30.

İsa Aleyhisselâm’ın canına kasteden, O semâya yükseltildikten sonraki süreçte Havâriler ve diger müminlere türlü zulmü yapan Roma birden bire değişir (?) ve Pavlus ve bağlısı olan sözde isevilere her türlü yayılma güçlenme imkanı verir (?)

Pavlus’un Roma imparatorluğunun hemen her eyaletinde kasabasında kendisine bağlı Hristiyanları ve aleni yasal kiliseleri vardı. Başşehir Roma, Korint, Selânik, Galatya, Bitinya, Kilikya, Kapadokya ve daha nice eyalet ve şehirde müritleri ve kiliseleri faaliyetleri vardı; bu hususta da bknz: Pavlus Mektupları..

O kadar çoğalma fırsatı verilmişti ki kendilerine, yer yer iç çekişme ve bölünmeler bile yaşayan taifeleri vardı Pavlus’un. Mesela Krointliler’e Birinci Mektubu, cemaati kendilerine çeki düzen vermeleri için ikazlarda bulunmak için yazdığını açıkça görmekteyiz.

Şimdi buraya dikkat;

Yani, “Quo Vadis”, “Ben Hur”, “Demetrius and Gladiators” filmleri ve benzer filmlerde ve “Kutsal Pelerin” hikayelerinde vs, Haçlı batının anlattıkları tamamen palavra. Doğru olan ise; o filmlerdeki, romanlardaki, menkibelerdeki işkenceler, zulümlerin varlığı; ve de bunlara maruz kalanların Hanif-Muvahhid İseviler olduğudur.. Pavlusçu Teslisçi olmayan gerçek İseviler her türlü kıyıma uğramıştır. Roma, bu dine en baştan beri düşmandır; Pavlus’un dindaşları yani Yahudiler tarafından ihbar ve şikayet edilen İsa Aleyhisselâm’ın canına kastetmiş, lâkin Allah Teâlâ O’na dokunmalarına izin vermemiş, semâya yükseltmiştir. Ve Roma daha sonra bir çok havari ve iman edenlere zulumler yapmış ve çoğunu şehid etmiştir. Bir kısmı da başka beldelere hicret etmiştir..

Evet bu filmlerde canlandırılan eziyetler, arenalarda kolezyumlarda atmeydanlarında aslanlara kaplanlara ve vahşi köpeklere atılan İseviler gerçektir, ve sayısız işkence ve katliam vuku bulmuştur, lakin kimlerin başına gelmiştir bu zulümler?..

İşte burada hakikati çarpıtıyor Haçlı batı kaynakları ve filmleri.

Bu mazlumların neredeyse tamamı Hanif Muvahhid gerçek İseviler idi.. En azından İseviliğin ilk 4-5 asrı içindekiler.. Allahua’lem..

Ve en baştan beri Hanifler katledilir ve Sahih metinler yasaklanırken; asla Düzen için tehlike olarak görülmeyen hatta devletçe desteklenen Pavlus’çu Hıristiyanlık halkın arasında çokça yaygınlaştığında Roma artık onu 313-Milano Fermanı ile “Resmen izinli yasal Din” yaptı.. Bu sadece bir resmi izin değildi, aslında birinci yasal-resmi din olarak kabul edilmesi, eski din olan paganizmin ise ileride tamamen eritilip yok edilmek üzere yedek ikinci yasal din olarak arka veya eş plana konulmasıydı.. Daha doğrusu, iki din zamanla kaynaşacak bir bardakta karışıp ortalama bir şeye dönüşecekti..

Daha doğrusu Hristiyanlık ve Paganlık olarak iki dinlilik şeklinde bir kaç asır daha devam edecek ve dengeler öyle bir değişecek ki nihayetinde Paganlık yasaklanacak ve 532 Nika ayaklanmasında paganlık taraftarları Aya İrini anısına yapılmış olan kiliseyi yakacaklardır. Ve binlerce pagan öldürülecektir bu isyan bastırılırken.. Bu süreçte bir kaç imparator değişiklik yapacak, iktidarda Hristiyanlık ile Paganlık arasında değişim yaşanacak ve nihayetinde Hristiyanlık tamamen hakim olacaktır. Tabi Pavlusçu Teslisçi bunlar. . Yani Paganlara dini şirin göstermek ve Roma devletine tehlikeli olmadıklarını kanıtlamak için Pavlus ile başlayan bir tahrif süreci bu..

Bu gün Laiklere biz sizin düzeniniz için tehlike arzetmiyoruz mesajı vermek için sırnaşıp duran sahte islamcıların demokratların hali de budur.. Bu ülkeye komünizm bile gelecekse biz getiririz diyen sistem, bu günde, islam bile hakim olacaksa bizim elimizle olacak demek istiyor birileri eliyle.. Yani Yahudi ve Hristiyanlardaki gibi dini direk lafzen değil ama mânaen tahrif etmeye çalışıyorlar..

Dönersek konuya; durum bu idi. Yahudiler ise, belki her iki tarafla da karışık ve barışık olan azınlık olarak her zamanki şeytanlıklarını devam ettirmekte idiler.. Belki takiyye ile her iki taifenin de kılcallarına kadar nüfuz ediyorlardı.. İseviler arasında tefrika oluşturduğu ve bilhassa Yakup basta olmak üzere Kudüs merkezli ve Muvahhidler’in başını çeken ve Isa Aleyhisselam’ın varisi sayılan İbrani İseviler’i Roma’ya hedef gösterip şehid ettirdiği için Yahudiler baştan beri Pavlus’a ve Pavlus’çu teslisçi hristiyanlara minnettardı..

Evet Muharref-Pavlusçu Hıristiyanlık artık serbest hatta aslında resmi devlet dini olmuştu.. Ama hala Sahih metinler dolaşıp duruyordu elden ele.. 325 senesinde İznik’teki büyük konsilde Tevhid ve onu çağrıştıran akidedeki tüm İsevi metinler red edildi, bazı müminler de şehid edildi.. Ve 330 senesinde Çemberlitaş’ta dikilen İmparator Kostantin Heykeli ile de “Çok dinlilik ve Hoşgörü-Diyalog-Demokrasi” perçinlendi.. Bu heykel üç dini de yasal kılan ve cem eden bir sembol idi.. Bu tarihten sonra İsevilere, hala Tevhid ve Şeriat üzere olan az da olsa gerçek İsevi’ye zulümler yine devam etti..

Yani Hanif İseviler, ilk asırlarda pagan tanrılarına Artemis’e, Ares’e vs “saygı duruşu” yapmadıkları vs için şehid edildiler; dördüncü asırdan itibaren ise, Teslis’e ve sonradan Haç ile sembolize edilecek olan Pavlus’çu Muharref İsevilik’e teslim olmadıkları için şehid edildiler, işkenceler, hapisler, sürgünler gördüler..

Bilhassa Yakup, ve Barnabas, ve sonraki devirlerde de Azize Barbara, Azize Effimia, Azize Penelophe İrini, Aryus ve daha nice, ilk üç beş asırda öldürülen ve sonradan kiliselerce aziz ve azize ilan edilen bu kimseler de Allahu A’lem ki bu ‘Hanif’lerdendi.. Elde buna dair ciddi karineler mevcuttur.. Allahu a’lem.

Yahudiler, Hıristiyanlar ve bir de Rafızi Şiiler, bir takım Salih kullara önce ihanet edip, işkence edip, hapsedip, sürüp, ve de katledip; sonra da aziz, azize, ve imam edinmede çok mahirdirler malum..

Tarihinde bir çok kişiyi önce feci şekilde katleden Kilise ve Haçlı Devletler, bir süre sonra timsah gözyaşı döküp aziz azize ilan etmiştir. Jan Dark en meşhurlardandır mesela. Tabi o ilk asırlardakiler gibi muvahhide falan değildi. Misalen söyledik..

Düşünün; Muharref Incil’deki Pavlus Mektupları’nda çok sarih ve kat’i bir şekilde görüldüğü üzere, Roma en baştan beri Pavlus Hıristiyanlarına yol vermiş, her bir eyalette şehirde kiliselere cemaatlere serbestlik vermiş olduğu halde, ve bu politika üzere asırlar içinde Roma baştan başa artık Hristiyan dolmuş ve yasal serbest bir din yapıldığı halde bile, tâ 3. ve 4. asırda bile Barbara, Effimia, Penelophe İrini, Pantelemon vs; tanrılara “Saygı Duruşu” âyinlerini reddettikleri için feci suretlerde katlediliyordu..

Sonradan bu mazlumlar aziz ve azize ilan edildiler ve çoğu hanım üstelik; bu asilzâde hanımlardan ne istemiş olabilir Roma? Bu aziz ve azizeler hakkındaki araştırmalarımızı bir risalede inşallah yazacağız, bunlar belki Pavlusçu Teslisçi Hristiyanların da ihbarıyla gammazlamasıyla feci sekilde şehid edilen Muvahhid İsevilerdi. Allahua’lem. Dedik ya, buna dair bazı karineler mevcuttur.

Herşeyden önce bu aziz ve azizeler Roma tanrılarına karşı sergilenen “Saygı Duruşu” törenlerine iştirak etmedikleri için feci şekillerde katledilmiştir. Tarihi malumat bunu söylüyor..

Oysa Pavlus putlara adanan kurban eti yemede çok da beis görmeyecek ve bunu laf oyunları ile kıvıracak kadar mezhebi geniş ise tabileri haydi haydi bu şirk rituellerini yapıyordur. Bunlar onlardan değildi, farklı İsevilerdi demek ki..

Binlerce Hristiyan en baştan beri yüzyıllarca serbestçe yayılırken birden 235-335 arası dönemde bilhassa, ne oldu da bir kaç asil kimsenin canına kastetti Roma?

Bu mazlumlar tam da Roma’nın Hristiyanlığı resmi din yapmaya çalıştığı ve fakat dine dair Hanifler ve Pavlusçular arasında ve ellerindeki Hak sözler ve Muharref sözler arasında farklılıktan bıktığı ürktüğü, ve hak ehlinden ve onu cağrıştıracak her tür kişi ve metinden kökten kurtulmak gerektigine iyice karar verdiği bir devirde yığılma gösteriyor..

Bu da bize bu aziz ve azizelerin neden katledildigine dair mühim bir ip ucu veriyor. .

3. asır ortaları ve 4. asrın başlarına gelindiğinde piyasada ne kadar Hanif veya onu cağrıştıran itikadda kimse varsa hepsi bir operasyon ile öldürülmüş idi. 235-335 arası aziz azize vakasının yığılma göstermesi bundandır.. Bu sürecin ilk meşhur kurbanlarından biri Izmit’li Barbara’dır..

313 senesinde Kostantin, Milano fermanı ile Pavlusçu Hristiyanlığa yasal bir statü getirmişti. Daha sonra da başkenti İstanbul yaptığında 330’larda bu günkü Çemberlitaş diye bilinen taşı üstünde bir heykel ile dikip üç dini de resmi din ilan edecek ve ilk Dinler arası diyalog ve Demokrasi’yi ortaya koyacaktır..

Bu, Hıristiyanlıgın resmi olarak yükselişi sürecinde Hanifler ve onları çağrıştıranlar feci şekilde katlediliyor, onlardan kurtulunmuş oluyordu..

Ama hâlâ ellerde hak veya hakkı çağrıştıran metinler dolaşıp duruyordu.

Bunun için belli ki Roma tâğutu talimat veriyor ve meşhur 325 İznik konsülü toplanıyor.. Ve Mevcut kanonik inciller dışında tüm metinler uydurma ve sahte olarak kabul ediliyordu..

Yani

-Azizelerin Azizlerin katli
-Milano Fermânı,
-İznik Konsili
-Kostantin Heykeli

3. ve 4. asır arası bu geçiş devrinde vuku bulan bu hadiselerin hepsi birbiri ile ilişkili, ve bir projenin, bir politikanın, devlet aklının bir parçası..

Her şey bir yana; şu çelişki veya farka dikkat;

-Bilinen “Tarih” ilmi bu saydığım zulümleri ve politikaları haber veriyor.. Yani bilimsel tarihçiliğe göre ta 4. asırda bile bir kısım İseviler dirençliydi, muhalifti, biat etmiyor ve arenalarda kolezyumlarda atmeydanlarında vahşice katlediliyordu. Dini sebebiyle..

-Ama Pavlusçu Haçlı Hristiyanlardaki mevcut muharref “Incil”e göre ise daha en başta bile Hristiyanlık serbestti ve Roma’nın bütün eyaletlerinde mantar biter gibi bitmiş çoğalmış idi ve tağut Roma için uysal koyunlar idiler.. Yasal ve serbest idiler..

Biliyorum. Okuyucunun kafası allak bullak oldu.. Bu mesele bu kadar basit değil, alel acele kısaca özetlemek istedik, ilerde uzun bir risalede inşallah tafsilatıyla yazacağız.

Bu bahiste en sade şekliyle bile net olarak şu karşımıza çıkar; Roma ve Hristiyanlara zulmü hususunda ya bütün Tarih yalan söylüyor ya da Pavlus’çu inciller..

Pavlus’a dönelim.. Kutsallara Yardım adıyla bağış toplamak için net talimatlar veriyor mektuplarda. Çok dil döküyor.. Himmet toplamakta çok mâhir.

Yahudiliğinin bir çirkin meyvesidir ki; ırkçılığın en çukur derekesindedir Pavlus efendi! Galatyalılar’a Mektup’ta ilk defa sözde vahiy aldığında, “ne insanlara danıştım ne Yeruşalim’e gittim, önce Arabistan’a gittim” diyor.. Ne sinsi plan için oraya koştu düşünmeden edemiyor insan.. Ama şu meseleye alakalı olduğu aşikar; dedim ya ırkçı diye, bu zannım falan değil, doğrudan kendisi beyan ediyor faşistligini, ve Ismail Aleyhisselâm ve İsmâilî Arablar’a ve Muhammed Aleyhisselâm’a olan düşmanlığını!

Nasıl yani hocam, Pavlus kendisinden beş küsur asır sonra yaşayacak olan Muhammed Aleyhisselam’ı nerden bildi de düşmanlık etti diyeceksiniz?

Öncelikle şunu diyeyim, bu Cibt Samiri ve Hain Mürted Belam ve Amon kılıklı Pavlus’un devrinde henüz ellerde ve hıfzlarda hakiki İncil ve Isa Aleyhisselam hadisleri mevcut idi. Başta naklettigim “Birinciler sonuncu sonuncular da birinci olacak” kavli belki de onlardan yani hadislerden veya muharref de olsa kalıntılarından biridir. Kim bilir.. Allahualem. Velhasıl henüz elde hakiki Tevrat kalıntıları ve hakiki İncil var iken oralardaki ihbarlardan öğrenmiş ve şeytani bir gaye ile de, sözde vahyi aldığı yalanını yaymadan önce ilk olarak Arabistan’a gidip oradaki Yahudi dindaşlarıyla temaslar kurmuş, bir hile tezgâhlamış olsa gerek.

Ayrıca nakledecegim kısımda zaten Muhammed Aleyhisselam’ı kastederek bir faşistlik yahudilik yaptığı da aşikar;

Galatyalılar’a Mektup’da “Sara’yla Hacer örneği” başlığıyla elimizdeki tercüme muharref incillerde rahatlıkla göreceğimiz gibi;

“…AMA KUTSAL YAZI NE DİYOR? KÖLE KADINLA OĞLUNU KOV!..

İŞTE BÖYLE, KARDEŞLER; BİZLER KÖLE KADININ DEĞİL, ÖZGÜR KADININ ÇOCUKLARIYIZ.”

Malumdur ki İbrahim Aleyhisselam’ın hanımı Sare validemizden İshak Aleyhisselam doğmuş ve ondan İbrani ulusu, diğer hanımı Hacer validemizden de Ismail Aleyhisselam doğmuş ve onun soyundan da Ismaili Araplar gelmiştir dünyaya. İbrahim Aleyhisselâm Muharref Tevrat’ın ve Muharref Incil’in faşist ve batıl hurafelerindeki gibi bir sebeple değil Allah’tan aldığı vahiyle Hacer validemizi sonradan Mekke olacak olan yerde çöle iskân etmiştir. Bu kıssanın hakikatini Kuran ve Hadisler’den okuyalım..

Humanist Hristiyanlık! Herkesi sev diyen Hristiyanlık! Sağ yanağına vurana solu da uzat diyen sevgi pıtırcığı Hristiyanlık! Demek, güya kovulan köle kadının çocukları haa! ? !

Pavlus İsmail Aleyhisselam’ın zürriyetinden geleceği bizzat İsa Aleyhisselam tarafından ihbar edilmiş olan Muhammed Aleyhisselatu Vesselâm’ı kastederek kin kusmuştur burada!

Dönelim Pavlus’un diğer fırıldaklıklarına..

Pavlus’un putperest ve kul uydurması kanunlarla yöneten ve şeriat düşmanı rejimler konusundaki emirleri de çok ibretliktir;

“Yönetime Bağlı Olmak. 1 Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. 2 Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. 3 İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. 4 Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı’ya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrı’nın gazabını salan öç alıcı olarak Tanrı’ya hizmet ediyor. 5 Bunun için, yalnız Tanrı’nın gazabı nedeniyle değil, vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir. 6 Vergi ödemenizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler Tanrı’nın bu amaç için gayretle çalışan hizmetkârlarıdır. 7 Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.” (Romalılara Mektup. 13. Kısım)

Görüldüğü üzere, çok tanıdık geliyor bu sözler. Asrımızdaki batini hurafeci sofisinden hadis ve eser düşmanı modernistine, aman Sünni bir Osmanlı Emevi olmasın da dinsiz bir rejim olsun da hangi rejim olursa olsun, bize yayılma fırsatı verir diyen fırsatçı rafizi şiisine.. Bilcümle zındık kâfir fırkalar Pavlus karakterini taşır özünde..

Tarihteki ilk Batinî ve İbâhî, ilk Lâik ve ilk Demokrat diyebiliriz Pavlus’a.. Sürekli Şeriat’ı tahkîr ederek sözde Hakîkat vaad eder Pavlus.. Sürekli riyakar şekilci birilerini bahane ederek kadim ilahi yasaya saldırır..

Uysal olun der. Asla bir inkilâb bir devrim bir mücadele bir cihad emr veya vaad etmez.. Tastamam Roma’nın istediği gibi koyunlar üretecek bir din icad eder.. Roma bu yeni dinle hakiki Iseviler’in önünü alacaktır..

Bir yandan Pavlus ve cemaatine yol verirken, ötede Muvahhîd Hanîf kişi ve taifeleri yani asıl İsevî Müminleri yok etmeye çalışacaktır Roma!

Pavlus bir yerde tağuta muhakeme olmayı sert bir şekilde yasaklarken (ulen Pavlus bile bazı meselelerde tağutu reddediyorken, muasır demokrat muhafazakâr zenadıkaya ne demeli bilmem ki); bir başka yerde bu duruşu ustaca kıvırıp bozar; mesela hem Tanrıdan başkası adına kesilen ve putlara sunulan kurban hayvanların murdar olacağı yenemeyecegini hükmünü herkesin bildiğini bildiği için hoş bakmadıgını ve yemedigini ve hristiyanların paganların putlarına kurban sunduğu hayvanlardan yememelerini söyler men eder, sonra da başka bölümlerde ise canım nolacak hepimiz O’ndanız gibi vahdeti vücutçu panteist ve süslü kelamlarla gidin müşriklerin pazarında ne eti bulursanız rahatça yiyin der vesselâm.. Et bahsinde bir kaç bölümde birden bir sürü laf salatası yapar ve nihayetinde murdarı helal kılar..

Bu gibi daha bir çok çelişkisi ve fırıldaklığı mevcut..

Bağış para toplarken zâhiri olur şekilci olur, putlara tâ’zim etmeme onları reddetme veya tagutlara biat etmeme bahsinde bâtini olur, din buhar olur bir anda..

Muritlerden para himmet veya hizmet talep ederken zahirci olur şekilci olur, somutçu olur; putlardan beri olma hükmünde bir anda batîni olur soyutçu olur..

( Günümüzün laik demokrat feminist humanist vs sahte islamcıları da Pavlus’un yolundan gitmektedirler. Mesela, yeşil feminist de diyebileceğimiz bir derneğin sonradan görme köylüleri zekat, sadaka, kurban derisi vs toplarken şeriatçı zahirci; küfür yasaları çıkarttırır veya var olanları tasvip ederken de laik demokrat batinî kesiliyorlar..)

Aslında tam da bu put-et meselesini kıvırdığı bir kısımda, Pavlus’u en iyi yine kendisi tarif etmiş; (Korintliler’e 1. Mektup kısmının 10. bölümünün sonu)

“Ben de kendi yararımı değil, kurtulsunlar(!) diye bir çoklarının yararını gözeterek HERKESİ HER YÖNDEN HOŞNUT ETMEYE ÇALIŞIYORUM”

Fazlaca kelâma lüzum yoktur. Ümmeti Muhammed’i böylece bu Pavlus artığı misyonerlere karşı uyarmış olalım.. Misyonerlere de Alparslan Salahaddin Baybars Süleyman Barbaros varisi olarak hep burada olduğumuzu hatırlatmış olalım..


Levent Akıncı